https://www.abcspor.com/wp-content/uploads/2020/11/ataturk.jpg

EFSANE SOVYET FUTBOLU

Okunması Gerekenler

DEMEK YİNE BANA HÜSRAN, BANA YİNE HASRET VAR

"Günümüzün çocukları lüksü seviyor. kötü davranışları var, otoriteye baş kaldırıyorlar, yaşlılara saygıları yok, çalışmak yerine lak-lak etmeyi seviyorlar. Anne babaları...

EUROLEAGUE OYUNCULAR BİRLİĞİ (ELPA) ÖDÜLLER

Euroleague Oyuncular Birliği (ELPA) bu sezon ilk kez dağıttığı bireysel ödüllerin sahipleri belli oldu. Oyuncuların da MVP oyu aynı Euroleague...

AFRİKA FUTBOLU – 2

AFRİKA FUTBOLU - 2 Birkaç gün önce Kuzey Afrika futbolunu detaylı olarak incelemiştim. Bugün ise Doğu Afrika, Orta Afrika, Güney...

EFSANE SOVYET FUTBOLU

Bu hafta, çocukluk yaşlarımda bende ciddi izler bırakan Dinamo Kiev, Blokhin, Lobanovski ve dolayısı ile o dönemde Sovyet futbolunun öncülüğünü yapan Ukrayna futbolunu inceleyeceğim.

Fiziksel egzersiz ve spor SSCB’de yaşayan Sovyet vatandaşlarının günlük yaşamlarında önemli bir role sahipti. O dönemde Sovyet devleti halkın spor ile ilgilenmesini destekliyor, TV ve yazılı basında bol miktarda spor yapmayı özendirici reklamlar yapılıyordu.

Spor, 1917 Bolşevik devriminden bu yana “yeni insan” yaratmanın bir parçası olarak görülüyordu. Soğuk savaş sırasında spor, SSCB’nin spordaki başarılarını küresel gücünün bir işareti olarak göstermeye çalıştığı için giderek Sovyet jeopolitiğinin bir parçası haline gelmişti.

Bu bağlamda futbol da bir istisna olamazdı, Sovyet devleti bazı futbol takımlarını ve milli takımı uluslararası turnuvalardaki maçlar için siyasi bir savaş niteliğinde destekliyor ve başarıları için tüm imkanlarını seferber ediyordu.

SSCB, çok uluslu bir oluşum olarak spor ve futbol başarılarını ülkenin başarıları olarak sunmaya çalışıyor, farklı milletleri de “Sovyet” halkı potasında eritmeye çalışıyordu. Dünya çapında Sovyetler Birliği hala “Rusya” olarak adlandırılıyor, sporcular da dahil olmak üzere Sovyet vatandaşları “Rus” olarak adlandırılıyordu.

O dönemde, futbolda başarının arkasında Ukrayna’lı profesyoneller yer alıyordu.
Şimdi, o günkü SSCB futbolunun başarısının arkasındaki Ukrayna’nın gücünü inceliyorum.
Dinamo Kiev, SSCB tarihinde efsanevi bir kulüptür. Sovyet liginde 13 şampiyonluk ile en fazla şampiyon olan kulüptür. 9 kez de Sovyet kupasını kazanmıştır. Kiev kulübü, Moskova merkezli Spartak ve Dinamo kulüplerine karşı ezici bir üstünlük sağlamıştır. Kulübün öne çıkan forvet oyuncusu Oleh Blokhin, Dinamo Kiev’de 18 yıl boyunca 211 gol ile Sovyet liginin en önemli golcüsü ünvanını almıştır.

Dinamo Kiev’in Sovyet Ligindeki ezici üstünlüğü o dönemdeki uluslararası arenadaki başarıları için şüphesiz önemli bir temel oluşturuyordu.

1974-1975 ve 1985-1986 sezonlarında Kupa Galipleri Kupasını, 1975-1976’da da UEFA Süper Kupasını kazandılar. 1975’de kazanılan Kupa Galipleri Kupasında oynanılan 9 maçın 8’ini kazanma başarısını gösterdiler. 1986 Kupa Galipleri Kupası finalinde Atletico Madrid’i 3-0 yendiklerinde, İspanyol gazatesi, El Pais, “gelecekten bugüne ziyarete gelmiş bir takım” olarak Dinamo Kiev’i tanımladı.

1975 yılında, Ukraynalı ünlü futbolcu Oleh Blokhin Avrupa’nın en iyi futbolcusu seçilerek “Altın Top” ödülüne layık görülmüştü.

On bir yıl sonra, 1986’da Odessa doğumlu ve Dinamo Kiev’in orta saha oyuncusu Igor Belanov da yine “Altın Top” ödülünü ülkesi Sovyetler Birliği’ne getirme başarısına erişmişti. Belanov, Avrupa futbolunun en prestijli ödülünü alan Dinamo Moskova kalecisi Lev Yashin, Dinamo Kiev’li Oleh Blokhin ile birlikte tarihteki üçüncü Sovyet futbolcusu olmuştu.

İlk defa düzenlenen 1960 Avrupa Şampiyonasını kazanan SSCB, uzun bir aradan sonra 1988’de Batı Almanya’da düzenlenen Avrupa Şampiyonasında Hollanda ile finale kalmıştı. Unutulmaz finalde Hollanda’ya 2-0 yenilerek kupayı ellerinden kaçırmışlardı. O günkü efsanevi kadronun ağırlığını Dinamo Kievli ve Ukraynalı futbolcular oluşturuyordu. Final maçındaki kadroda 20 futbolcudan 13’ü Ukrayna’ı, 7’si Dinamo Kievli idi. Tüm turnuva boyunca atılan 7 golün de 6’sını Ukraynalı futbolcular kaydetmişti. Takımın da başında yine Ukraynalı bir teknik direktör vardı. Valeri Lobanovski.

Lobanovski’nin futbol gelişimine yaptığı muazzam katkıyı değerlendirmek gerçekten zordur. Onun futbol dehasının ben açıkcası tam olarak anlaşıldığını da düşünmüyorum. Zamanının çok ötesinde bir futbol dahisi idi. Ama yine de anladığım kadarı ile ve dilim döndüğünce yazımda yer vermek isterim.

Lobanovski, bir futbol menajeri olarak, tarihe “sistem futbolu” olarak geçen, her oyuncunun görev alanına bakılmaksızın yüksek prese dayalı oyun sistemini ortaya çıkarmıştır. Kendisi, maç verilerini analiz etmek için bilgisayar kullanımının öncülerinden olmuştur. Onun için orta saha, defans ve forvet gibi pozisyonların öneminden ziyade “kollektif güç” kavramı vardı. Her oyuncunun hem topla hem de topsuz ne yapacağını bilmesini sağladı. Pasların hızlı ve verimli olması, takımın bir birim olarak birlikte hareket etmesini sağlıyordu. Lobanovski, bugün mevcut olan teknolojiye ve verilere sahip olmasa da, temel bilime ve onun futboldaki uygulamalarına inanıyordu…

Kendisi matematik dahisi idi. Liseden mezun olduğunda matematik dalında altın Madalya kazandı. Kiev’deki Polytechnic Enstitüsünde Termal mühendisliği okudu. Futbola bilimsel bir yaklaşım getirerek, stratejiyi mekanikleştirmeye çalıştı. Oyundaki başarı bireyin öneminden ziyade, takım oyununa bağlı idi.

Bilimsel yöntemler uygulayan Lobanovski, futbolu 22 elementli bir sistem olarak gördü. (11 elementli iki alt sistem gibi) İki alt sistem, tanımlanmış bir alan (saha) ve her zaman bir dizi kısıtlamaya tabi oyun kuralları dahilinde hareket ediyordu. Performanslarına göre de ortaya sonuç çıkıyordu.

“Lobanovski Forever” belgeselinde, UEFA Şampiyonlar Ligini üç kez kazanmayı başaran ünlü İtalyan teknik direktör Carlo Ancelotti, “Bana göre, Lobanovski büyük bir futbol ustası olarak kabul edilebilir ve her zaman büyük ustalardan öğrenecek bir şeyler vardır.” der.
Lobanovski, UEFA tarafından Johan Cruyff, Rinus Michels, Sir Alex Ferguson gibi önemli bir çok teknik direktörler ile birlikte Avrupa Futbol tarihinin en iyi 10 teknik direktörü arasında seçilmiştir.

Dinamo Kiev stadyumu ve Ukrayna’nın başkenti Kiev’deki bir caddeye adının verilmesi onu yaşatmak adına çok önemlidir.

Özetle, SSCB’de 1970’ler ve 1980’lerin futbolu, Ukraynalı takımlar ve oyuncular tarafından yönlendirilmiştir. Dinamo Kiev ve olağanüstü yetenekleri, Lobanovski’nin dehası, Ukrayna ve dünya futbol tarihinin ayrılmaz birer parçası olarak kalacaktır.

Gelecek haftaki yazımda ise, günümüzün Ukrayna futbolunu mercek altına alacağım. Yani, 1991 sonrasını… Gelecek haftaki yazımda görüşmek üzere…

Saygılarımla,

mail: halit.giray@abcspor.com

twitter: @halitselimgiray

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Önceki İçerikGOAT: LEWIS HAMILTON?
Sonraki İçerikLAUDRUP KARDEŞLER

Son Haberler

DEMEK YİNE BANA HÜSRAN, BANA YİNE HASRET VAR

"Günümüzün çocukları lüksü seviyor. kötü davranışları var, otoriteye baş kaldırıyorlar, yaşlılara saygıları yok, çalışmak yerine lak-lak etmeyi seviyorlar. Anne babaları...

EUROLEAGUE OYUNCULAR BİRLİĞİ (ELPA) ÖDÜLLER

Euroleague Oyuncular Birliği (ELPA) bu sezon ilk kez dağıttığı bireysel ödüllerin sahipleri belli oldu. Oyuncuların da MVP oyu aynı Euroleague organizasyonu gibi Anadolu Efes‘in Sırp...

AFRİKA FUTBOLU – 2

AFRİKA FUTBOLU - 2 Birkaç gün önce Kuzey Afrika futbolunu detaylı olarak incelemiştim. Bugün ise Doğu Afrika, Orta Afrika, Güney Afrika ve Batı Afrika futbolunun...

AFRİKA FUTBOLU – 1

AFRİKA FUTBOLU - 1 Daha önceki yazılarımda, Fas’ın Hollanda futboluna, Cezayir’in Fransız futboluna etkilerini araştırdığımdan, bu hafta ve ilerleyen günlerde de Afrika futbolunu incelemek istiyorum. Bu...

CEZAYİR FUTBOLU VE FRANSIZ FUTBOLUNA ETKİLERİ

CEZAYİR FUTBOLU VE FRANSIZ FUTBOLUNA ETKİLERİ Daha önceki yazılarımda Fas ve Surinam Futbollarını incelemiş ve her ikisinin de Hollanda Futboluna etkilerini araştırmıştım. Bu haftaki konum ise...

Benzer Konular