Sakatlıklar birbiri ardına takımları üzerken, Sırplar alabildiğine tedirgin olmaya başladı. Tabi şahsım adına ne şereftir ki, 12 Dev Adam’ımızın incelemesi, 30 Ağustos Zafer Bayramı’mıza denk geldi. Lafı sadece Ay-yıldızlılarımızdan yana uzatmaya gayret göstereceğim. Lakin, yine turnuvanın hakiki ölüm grubunda yer aldığımızı ve sakatlıklar neticesinde yaşanan kayıplarla tablonun bir nebze daha ılımlı hale geldiğini de evvelden belirtelim.

 

BELÇİKA: Son yıllardaki yeniden doğuş projesi nizami şekilde devam ediyor. Sorun şu ki, bu defa, her kadronun X-faktörü olabilen kaliteli kanat oyuncusu Matt Lojeski’den yoksunlar. Benchten gelip tüm momentumu değiştiren yedek oyun kurucu Bosco da yok (ki kendisini epey beğenirdim). Vanwijn ve Obasohan gibi sair eksikler de söz konusu; fakat Belçika, yine bildiğimiz görünümünde. Nitekim takım kurgusu yönünden ellerine baktıkları üç isim, Van Rossom, veteran Hervelle ve “marsık” Jonathan Tabu, yine iş başında. Dahası, NCAA’de ümit vaat eden genç oyun kurucuları Manu Lecomte da burada ilk turnuva tecrübesini yaşayacak, ve kendisini etüt etmemiş rakiplere sürprizler yapabilir. Tabu – Van Rossom – Lecomte – Serron dörtlüsü ile kısa rotasyonu (savunma hariç) her bakımdan emin ellerde. Kanatlarda Gillet ve De Zeeuw, hem fizik hem de yetenek kokan isimler; dolayısıyla Hervelle hem layıkıyla dinlendirilebilecek, hem de sahada bol bol yardım görecek. Genç uzun Kesteloot’u da hor görmeyelim. Ayrıca klasik Belçika ekolü de Salumu ve Mwema gibi pozisyonsuz, atletik oyuncular sayesinde sahaya yansıyacağı için, Belçika’nın sert, kompakt ve fiziksel direnişini kırıp bileklerini bükmek kolay olmayacak. Pota altında ise, geçen şampiyonada etkisini bir hayli hissettiren Tumba ve bu defa (nihayet) bir yedeği, yani genç Bako var. Bu sayede Lojeski ve Bosco gibi eksiklere rağmen, Belçika gruptan çıkma yolunda ciddi bir rakip olmayı sürdürüyor…

 

BÜYÜK BRİTANYA: Deng, Azubuike, Freeland, Betts, Archibald gibi yıldızların devri kapandı. Ben Gordon bir kez daha kafilede yer almadı. Genç yıldız adayı Devon van Oostrum da ümit vaat etmeyi bıraktı. Myles Hesson ve Carl Wheatle sakatlık sebebiyle kadroda yok. Ekipteki en üst düzey oyuncular da, İspanya liginde boy gösteren tecrübeli forvetler Kieron Achara ve Dan Clark. Yine aynı ligde oynayan genç oyun kurucu Luke Nelson, bilhassa ceza şutları ve top dağıtımı konusunda sağlam potansiyele sahip bir genç. Muadili combo guard Andrew Lawrance da maçtan hiç kopmayan, konsatrasyonu yüksek, eli sıcak bir atıcı. Burgos, atletik Okereafor, Josephs, Mockford, Johnson gibi rol oyuncuları ile savunmada rotasyonu bir nebze ayakta tutabilirler. Forvetlerde Achara ve Clark’ın dışında sadece Murray var; dolayısıyla elleri burada biraz dar. Pivotlarda ise Boateng ilk tercih olacaktır; ama bu ne kadar saadet getirir, bilinmez. Yedeği Olaseni, Boateng’in aksine sadece boyundan ötürü kadroya alınmış ve atletizmi hariç öne çıkan fazla yeteneği yokmuş gibi görünüyor. Özetle, bir nevi Belçika modeliyle mücadele edecek olan Britanya, grubumuzun güç seviyesi sebebiyle grup sonunculuğunun favorisi haline geliyor.

 

RUSYA: Geçen yıla dek küllerinden doğmanın fırsatını arayan, altyapıları mahvolmuş durumdaki Rusya, aradığı fırsatı yakalamışa benziyor. Ellerinde (4 yıl aradan sonra dönen) Shved dışında süperyıldız kalibresine yakın bir oyuncu bulunmasa bile, diğer oyuncuların pek çoğu da yıldız seviyesinde. Ayrıca, bir diğer süperyıldız adayı Karasev’in talihsiz sakatlığı hariç kadro bütünlüklerini korudukları için büyük avantaja sahipler. Tabi Shved, tıpkı Fransız Heurtel ve Karadağ’lı (!) Rice gibi, çoğu vakit düzen dışı isolation hücum etmeyi sevdiği için, “kontrolsüz güç” modunda saldırırsa takımına yarardan çok zararı dokunacaktır; bunu da belirtelim. Genel görünümde Shved, gölge bombacı Khvostov, Kulagin kardeşler, Kolyushkin, hayalet komando Baburin ve “dürbünlü tüfek” Fridzon gibi enfes şutörlere ve hücumculara sahipler. Sayılan isimlerden Shved dışındakilerin hepsi savunmada da güvenilir oyuncular oldukları için, Rusların sertlik, pozisyon avantajını koruma ve kolay basketler yememe düsturu sağlam kazığa bağlanmış durumda. Bu kurguyu bozabilecek tek şey, Shved’in çok fazla sahada kalması ve enginlere sığmayıp taşma merakını beslemesi olabilir. Böylelikle, 1 numarada Ponkrashov’un ellerine baktıkları o hazin ve elim günleri tamamen geride bırakıyorlar.

İlgili resimKanatlarda, Monia – Khryapa – Kirilenko üçlüsünden bu yana sahip oldukları en saygın rotasyon var; her açık kanala giren, savunma dengesini alt üst etme ustası Antonov, kaya gibi sert Zubkov ve Ivlev, ve 2-3 yıl öncesine dek Printezis ve Bjelica ile birlikte Avrupa’nın en gözde modern 4 numarası olan Vorontsevich bulunuyor. O bölgenin en büyük kozu ise, nihayet undersize’lığının etkilerini kurtluğu ile çözüp, altyapıdaki efsaneleşmiş namını A takım seviyesine de yansıtabilen, zekâ küpü ribaunt makinası (yeni Jankunas) Kurbanov. Vorontsevich’in 3 sayının gerisinde bileği körleştikçe forvetlerden skor katkısı almak tümden kısaların pozisyon yaratma becerisine kalacak gibi dursa da, geri kalan her türlü işte Rus kanat oyuncuları takımı abad edecektir. Pota altında Mozgov gibi kalburüstü kalitede ve iyi bir sezon geçirmiş dev bir pivota sahipler, ki bu çok büyük bir artı. Fakat Kaun’un emekliliğinden sonra o’na hakiki bir yedek bulamadılar ve burada da Zubkov-Vorontsevich-Ivlev gibi uzunları ister istemez bazen 5 numaraya çekecekler. Neyse ki, 4 veya 5 kısa oynayabilecek çabukluk, savunma sertliği ve dış şut gücüne sahipler. Rusya, belki atıcıların formsuz olduğu maçlarda (Karasev de kadroda olmadığı için) hücumda sorun yaşayabilir, ama savunmaları ve takım oyunları sebebiyle, onları yenmek kimse için kolay olmayacaktır. Nitekim hazırlık maçlarında, çok yakından tanıdığımız koç Bazarevich’in ellerinde nelere kadir olabildiklerini gördük.

 

LETONYA: Geldik, grubun açık favorisine. 5-6 yıldır ektikleri tohumlar meyvelerini geçen şampiyonada vermeye başlamıştı; fakat altyapıdan gelen ve NBA’i bile şimdiden birbirine katan “Porzingod“, yani Porzingis’in de ekibe dahiliyeti sonrası, bambaşka bir seviyeye çıktılar. İşin en güzel tarafı, eski Almanya takımları gibi bir süperstar (Nowitzki) + 5-6 görev adamı tarzı bir yapıya da muhtaç değiller, çünkü hem yetenek, hem de takım uyumu yönünden çok üst seviyedeler. Eğer büyük kardeş Berzins, Freimanis, Mejeris, Vecvagars, Kristaps Valters, Porzingis’in ekürisi Pasecniks ve/veya bir türlü sakatlıklardan kurtulamayan şutör tank Silins de burada olabilseydi, o vakit Letonya şimdiden gümüş madalya için favori sayılacaktı. Onların şanssızlığı, Eurobasket kurallarındaki değişikliğin (2 yılda bir değil, 4 yılda bir düzenlenecek bundan böyle) bu genç-veteran geçişini yapmaya başladıkları döneme denk gelmesi. Yoksa yaratacakları etki çok daha büyük olurdu. Evvela, 1 numarada çoğu kez bizleri kalitesi hakkında yanıltmayan, oyundan düşmeyen Strelnieks var. Yedekliğinde ise, tecrübe abidesi Blums ve Aigars Skele bulunuyor. 2 numarada bir diğer dev veteran, muhtemelen milli takım tarihinin gelmiş geçmiş en “verimli” ismi kaptan Janicenoks’un (ki kendisi, son 2 turnuvada takıma seviye atlatan kahramandı) yanı sıra, San Antonio Spurs’te Popovich’in tedrisatına giren Dairis Bertans ve nokta bitirici Peiners var.

Forvetlerde ise tablo çok daha şen; olağan dışı sertlikte oynayan, fakat yetenek bakımından da hiçbir eksiği bulunmayan, çok yönlü ve agresif Timma, büyük bir silah. Grazulis, Rolands Smits ve Davis Bertans da takım içerisinde çok mühim rollere sahip. Eğer Berzins veya Pasecniks gelebilseydi, Porzingis’i gönül rahatlığıyla 4 numarada kullanıp rakiplere cehennmi yaşatacaklardı. Ama Bertans ve Smits de, tıpkı yedek pivot Meiers gibi, Porzingis’in yükünü rahatça hafifletebilir. Letonyalılar’ın son iki şampiyonadaki tek sıkıntıları, hücumda işler zora girdiği vakit düğümü çözecek kalibrede bir süper skorer bulamamaları ve her şeyi, dengelerin eşitçe dağıtıldığı takım oyunundan beklemeleriydi. 2.21’lik abide Porzingis’in gelişiyle, o zorunluluk, o zulüm de bitti. Hele bir de Pasecniks olsaydı, her mevkideki aslarla içeriden ve dışarıdan gülle yağdırabileceklerdi. Bu halleriyle bile, çok ciddi bir madalya adayı konumundalar. Çünkü gözle görülür, belirgin bir eksiklik veya zaafları kalmadı. İşler (sakatlık, vb. gibi tersliklere rastlamadan) yolunda giderse, Bagatskis’in koçluğundaki Letonya değil grupta, tüm turnuva çapında ilk 4 takım arasına girecektir.

 

SIRBİSTAN: Şunu belirtelim ki, Sırbistan eğer ilk açıkladığı aday kadro ile buraya gelebilseydi, turnuvayı düzenlememizin bir anlamı kalmazdı. Öylesi bir kadro, doğrudan altın madalyaya layık görülür, tebrikler edilir ve kapanış yapılırdı. Kimler mi vardı orada? Luka Mitrovic, Vasilije Micic ve Ognjen Kuzmic hariç herkes; yani Milos Teodosic, Stefan Markovic, Stefan Jovic, Bogdan Bogdanovic, Nemanja Nedovic, Marko Guduric, Nemanja Dangubic, Nikola Kalinic, Rade Zagorac, Marko Simonovic, Nikola Jokic, Nemanja Bjelica, Milan Macvan, Miroslav Raduljica, Boban Marjanovic ve Nikola Milutinov.. Neredeyse, ’90, ’95 ve ’96’nın efsane Yugoslav takımlarıyla bile rahatça kapışabilecek bir kadro… Ama bu kadro, teker teker sakatlığa kurban gitti; Bjelica, Jovic, Teodosic, Milutinov, Raduljica, Kalinic ve Nedovic bir bir eksildi takımdan. Tabi onların yerine Stimac, Bircevic, Lazic, Micic, Kuzmic ve Milosavljevic gibi takviyeler yapıldı. Fakat tabi, gidenlerin boşluğunu doldurmaları mümkün değil. Onlar için ne devlettir ki, bunca telefata rağmen halen daha başa güreşebilecek bir takıma sahipler. Bunun başlıca sebebi de, kim ne derse desin, Bogdanovic’ten de önce, 2.24’lük dev Boban Marjanovic. Çok değil, 3-4 sene, yani NBA’e gitmeden evvel, Marjanovic’i kimseler durduramıyordu. 2.24 boyunda, hem çok güçlü hem de ipeksi bileklere sahip tertemiz bir hücumcu, Arvydas Sabonis’ten bu yana görülmemişti. Tabi Marjanovic’in de hareketlilik ve hız yönünden eksiklikleri onun NBA’de başarılı olmasına mani oluyor, ama burada işler tam da onun istediği gibi, ve nihayet, yıllarca kıvrandırdıktan sonra, milli takıma dönmeyi kabul etti. Öyle ya, 2014’te bir Dünya Şampiyonası, 2015’te Eurobasket, geçen sene de Olimpiyatlar’ı pas geçmek, kendi kararıydı. En sonunda, Sırplar ona kavuştu. Ve sakatlıklar bize gösteriyor ki, ona tam da vaktinde kavuşmuşlar. Yoksa madalya, sadece rüyalarda kalırdı.

boban marjanovic serbia ile ilgili görsel sonucu

Bogdanovic’in basamakları birer birer çıkması, Teodosic’in pasörlüğüne denk bir meziyet değil belki, ama en azından istikrarlı bir skor katkısı ve el yakan topları ustalıkla bitirmek de Bogdanovic’in terazideki kefesini ağır bastırtıyor. Nedovic’in deliciliğini de çok arayacaklar, orası kesin; ama ligimizde iyi bir sezon geçiren Micic de Bogdanovic benzeri oyunuyla büyük katkı verecektir. Jovic de savunmadaki kurnazlığıyla yanındaki guardı çok iyi tamamlayabilen, enfes bir görev adamı. Daralan guard rotasyonunu dinlendirmek için, forvetlere yüklenecekler. Orada da Guduric, Lazic, Milosavljevic, Macvan ve Bircevic gibi, çoğunluğu düzen ve sistem içerisinde var olabilen isimlere sahipler. Guduric’in bunca hengamede parlaması kolay değil, ama Macvan’a halen yer veren bir takımda, onun da zamanı elbet gelecektir. Bircevic’in savunması ve kora kor mücadeleciliği, Milosavljevic’in de ceza şutlarını bitirme meziyeti kilit rol oynayacak. Pota altında Marjanovic’in arkasında, iyi bir sezon geçirip üzerindeki ölü toprağını atan Kuzmic ve ligimizde Beşiktaş ile kariyer sezonunu yaşayan, adeta yeniden doğan Stimac ve takipçiliği var. Hiç bir şey olmasa bile, sırf tecrübeleri ve kaliteleri ile bu üç isme hücumda yüklenip her rakiple başa baş oynayabilir Sırplar. 2 ay önce öngörüldüğü kadar kolay olmayacak işleri, ama Marjanovic sağlıklı kaldığı sürece, turnuva çapında ilk 5 takım arasındaki yerlerini kaybetmezler. Sırplar’ın zayıf noktası ise, Djordjevic’in kenar yönetimi, ve savunma kurgusunun faul problemine yatkınlığı. Ayrıca Teodosic, Jokic ve Bjelica yokken, yaratıcı ve top dağıtıcı isimlerin sayısı ve kalitesi de bir hayli azaldı. Çok sayıda verimsiz hücum ve top kaybı seyredebiliriz Sırplar’dan.

 

TÜRKİYE: Ev sahipliği bize yarıyor, biliyoruz. Ama bu sefer, hakikaten yaraması lazım. Çünkü 2001 ve 2010 ile kıyas kabul etmeyecek kadar nazik ve narin bir kadro yapılanmamız var. Öncelikle, kadrodan çıkartılan isimler tam bir hayal kırıklığı yarattı ve burada 1999 benzeri bir geçiş operasyonu değil, hakikaten bir sıralama başarısı beklendiğini (ve bunun ne kadar sağlıksız olduğunu) ortaya koydu; Tolga Geçim başta olmak üzere, Can Mutaf, Mehmet Yağmur, Emircan Koşut, Metin Türen ve Ömer Faruk Yurtseven, kesik yedi. Can ve Mehmet dışındakiler, bizim geleceğimiz; Can ve Mehmet de bugünümüz. Şahsen bu isimlerin kesilmesini yanlış buluyorum. Dahası, Ömer Aşık ve Ersan’ın burada yer almayacak olması da gücümüzü epey azaltıyor. Öyle ki, Emircan, Egemen, Ömer Faruk gibi misyon kokan muadilleri dururken, geçen yılı boş geçiren Semih’i kadroda tuttuk. Evet, bu turnuva bir organik geçiş değil, kadromuz ve kaderimiz, yeni federasyonun ani başarı isteği etrafında şekilleniyor. Yine bu yüzden, Bobby Dixon takımda tutuldu, Tolga gönderildi.

Bu yazı yazılırken, son iki hazırlık maçımızı güzide birer oyunla kazanmıştık, ama nihai 12 kişilik kadromuz açıklanmamıştı. Gönderilecek son ismin kim olacağı bilinmez, fakat umarız ki bu isim, Beşiktaş ile (koç Ufuk Sarıca’nın yönetimi altında) mükemmel bir BSL final serisi oynayan Kenan Sipahi değildir. Bu görünümde, 1 numarada Bobby, Kenan ve oyuna girer girmez savunmasıyla momentumu lehimize çeviren Doğuş var. 2 numarada takımın taşıyıcısı ve sigortası, paha biçilemez bir Sinan’ın yanı sıra, savunmacı kimliğine nihayet ceza şutörlüğünü de ekleyen Göksenin ve mükemmelen yaptığı tek iş şut sokmak olan Melih var (belki de bu yüzden bir diğer keskin nişancı Can, yok). Fakat buranın ve 3 numaranın dönüşümlü yıldızı, Furkan Korkmaz olacak. Tıpkı 3 ve 4 numaranın hakimi Cedi gibi Furkan da hazırlık dönemini ve NBA yaz kampını enfes geçirdi. Onlar bu seviyede olmasa, yedekleri Erkan veya Barış Hersek ile bir arpa boyu yol alamazdık. Pota altında ise, sadece Sertaç biraz ümit vaat ediyor; onun da savunmadaki acemice hataları çok göze batıyor ve savunma direncini aşağıya çekip, Sertaç’ın dakikalarını faul problemi sebebiyle kısıtlıyor. Yoksa, orta mesafeden bitiriciliğini çok geliştirdiği için kıymetli bir hücum opsiyonumuz kendisi. Semih, müzmin konsantrasyon eksiğine, bir sezonluk maç eksiğini de eklediği için, 2015’teki seviyesinin yakınında bile değil. Furkan Aldemir ise, Galatasaray günlerine rahmet okutuyor; onu o yapan en kilit özelliği, yani ribauntçluğu ve savunmadaki pozisyon alma kabiliyeti de bir hayli körelmiş. Bu yüzden, ribauntlar ve pota altı sertiliği, uzun bir aradan sonra yine çok büyük bir zaafımız oldu. Buna karşın, faul çizgisinde ve dış şutlarda gayet iyiyiz. Klasikleşen mücadele ve takım savunması temelli sistemimizi Ufuk hocanın kenar yönetimi ile birleştirip, Bobby’nin ekstra sayıları ile abad olmayı deneyeceğiz. Topu iyi dolaştırıyoruz, Cedi ve Furkan Korkmaz’ı çok iyi kullanıyoruz ve tam saha baskı yaptığımızda Kenan’dan büyük katkı alıyoruz. Hazırlık dönemini iyi geçirdiğimiz için, gözümüzü Belçika ve Britanya maçlarına dikmemiz gerekmeyecek; daha yukarıları hedefleyebiliriz. Ama diğer rakipleri, kendi kalitemizden ziyade, onların düzenlerini bozarak yenmeye çalışacağız. Gruptan çıkarız, ötesini tahmin etmek şimdilik laf-ı güzaf olur. İlk günkü Rusya maçını kazanmamız halinde, işimiz çok kolaylaşacaktır.

 

Tahmini sıralama: 1) Letonya 2) Sırbistan 3) Türkiye 4) Rusya 5) Belçika 6) Büyük Britanya

 

Not 1: İtalya’da Davide Pascolo sakatlandı ve son dakikada yerine bugün Filippo Baldi Rossi çağırıldı.

Not 2: Herkesin Zafer Bayramı kutlu olsun

Not 3: Sanırım bunca sohbetten sonra, turnuvadan eksik kalan yıldızların sıralı tam listesini açıklamaya da gerek kalmamıştır.

 

Yazarın diğer yazılarına erişmek için tıklayın

 

mail: efe.ozenc@abcspor.com

twitter: @efe_ozenc

Youtube: @İmlacı

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz