https://www.abcspor.com/wp-content/uploads/2020/11/ataturk.jpg

HERKESİN ÜSTÜNE DÜŞENİ YAPMA VAKTİ

Okunması Gerekenler

S.O.S AMAN HOCAM

Hayatta karşına 2 yol çıkacak oğlun, sen daima az kullanılanı tercih et diye öğütlemiş filozof. Çok kullanılan yol istikrardı,...

O KADAR RİSKLİ Kİ

Ilk 11 açıklandığında belki bir çok kişinin hoşuna gitmiştir. Öyle ya çift santraforun arkasında üç ofansif adam Rossi, Lincoln,...

TESTİ KIRILMADAN

Daha iyi şartlardaki bir işi veya iş teklifini beklemekteyken kendisine gelen teklife en azından boşta kalmam mantığıyla "gelirim ama...

HERKESİN ÜSTÜNE DÜŞENİ YAPMA VAKTİ

Beşiktaş için ilk 5 hafta her şey son derece yolunda geçmiş ve hem puan hem oyun olarak ligin liderliği ele alınmıştı. Öyle ki, sosyal medyada da tüm rakip takımların taraftarları bu Beşiktaş’ın nasıl durdurulacağına dair umutsuzca yorumlar yapmaktaydı. O haftanın üzerinden 7 hafta geçti ve 12.hafta sonunda Beşiktaş, lider Trabzonspor’un 10 puan gerisinde kalmış durumda! Evet, sadece 7 haftada bu hale gelindi, peki bu nasıl oldu?

Elbette bir çok sebebi var bunun, tek bir faktöre bağlanması mümkün değil. Teknik açıdan baktığımızda Sergen Yalçın geçen sezon ligin ilk 8 haftasından sonra elindeki oyuncu grubuyla oynatabileceği en iyi varyasyonu bulmuş ve bunda ısrar ederek istikrarı yakalamıştı. Bu sene ise geniş, ama kadro mühendisliği tam olarak doğru hesaplanmamış olan oyuncu grubuyla ne yapacağına halen tam olarak karar verememiş durumda. İlk haftalarda yeni transferlerin henüz takıma katılmaması nedeniyle geçen sezonki 11’ine yakın kadrolarla çıktığı maçlarda kaldığı yerden devam edeceği izlenimi vermişti. Ancak daha sonra transfer dönemi biterayak tahmin edilenden de fazla sayıda ve kalitede transferler üst üste gelince, hocanın da eli rahatlayacağına sanki daha çok eli kolu bağlandı! Josef’in tek ön libero oynamaya alıştığı, daha çok sağdan Ghezzal ve Rosier üzerinden kurulan ve ters kanatta Larin, N’Koudou gibi isimlerle sonuçlandırılan hücumlara ve santraforda Aboubakar’ın bağlantı oyunculuğundaki becerilerine dayanan bir oyun alışkanlığı olan takım da gelen takviyelerden sonra oyun ezberini kaybetti.

Transferin son günü takıma katılan dünya yıldızı Miralem Pjanic oynamaya başladığı andan itibaren kaçınılmaz olarak takımda kendine geniş bir yer açtı. Doğal yeneteklerinin ve üstün oyun görüşünün gereği olarak savunmadan çıkarken oyunu kurma işi alternatifsiz şekilde onun ayağına kaldı. Sakatlığı nedeniyle oynayamadığı da birçok maç oldu ve bu maçlarda takım eski oyununa dönmekte de zorlandı, zira Aboubakar yerine gelen Batshuayi birçok farklı meziyeti olmasına karşın sırtı dönük oynayıp top dağıtma özelliklerini taşımayan bir santrafordu.

Hepsinden öte büyük umutlarla transfer edilen ve bir Talisca beklentisi yaratan Alex Texeira bu orta saha düzeninde hiçbir şekilde yerini bulamadı! Josef, Pjanic ve Alex orta sahası rakibi karşılama anlamında yumuşak kaldı, Alex gol yollarında her an tehlike yaratacak potansiyelde bir oyuncu olsa da nerede ve ne oynayacağına dair görev tanımının bir türlü netleşmemesi nedeniyle çoğunlukla sahada ne yapacağını bilemez gibi arayışta kaldı. Tüm bunların üzerine Şampiyonlar Ligi’nde aciz kalmamak için takıma Sergen hoca ve ekibinin yaptığı aşırı yüklemeler hem sonuç vermedi (her halükarda Avrupa’daki rakiplerin koşu hızına ulaşılamadı, bu gerçekten gerekli miydi o da tartışılır) hem de bu yüklemeler üst üste aşırı derecede sakatlar verilmesine yol açtı, bir ara sakat sayısı 13’ü bulmuştu!
Tüm bu faktörlere eklenen bir büyük handikap ise; Beşiktaş’ın bu sezon ligde puan kaybettiği maçların %80’inde sonuca etki eden skandal hakem hataları olması ve Beşiktaş yönetiminin bunlara karşı 1990’lı yıllardan beri süregelen tüm Beşiktaş yönetimleri gibi aciz kalması ve sadece seyretmesiydi.

Geçen sezon da benzer durumlar yaşanmamış değildi ama yönetimin yapmadığı işi Sergen hoca yapıyor; takımı, camiayı bütünleştiren bir liderliği her maçtan sonra yapıp, konuşmalarıyla oyuncularını ve taraftarları motive ediyor, rakiplere ve gerektiğinde hakemlere de gözdağı veriyordu. Bu sezon ise hem teknik konularla, hem sakatlıklarla ve Şampiyonlar Liginin zorluğu ve moral bozukluklarıyla uğraşmaktan olsa gerek, Sergen hoca da bu özelliğini şimdiye kadar pek göstermedi. Bu da bir başka eksiklik olarak göze çarptı.

Tüm bu etmenlerin birleşmesi sonucu da Beşiktaş takımı 7 hafta gibi bir sürede 10 puan geriye düştü. Peki bundan sonra ne olacak, daha 26 haftası olan yarışta hemen dağılıp pes mi edilecek? Bitimine yine 7 hafta kalmış olan ilk devrenin sonunda bu tablonun yeniden tersine çevrilmesi mümkün olamaz mı? Pekala olabilir, Beşiktaş camiasının şimdi acilen toparlanması ve bu hedefe eğilmesi gerekmektedir.

Dünkü Trabzonspor maçına da biraz değinmek istiyorum. Beşiktaş takımının özellikle ilk devrede oyun üstünlüğünü tamamen elinde tuttuğu bir süreçti, ama önceki maçlarda da olduğu gibi oyunu elinde tutarken skoru da bulmayı beceremedi Siyah-beyazlı oyuncular. Rakibin kendilerini sürekli kanattan oynamaya teşvik ettiği bir planı vardı, bunda da genellikle başarılı oldular. Beşiktaş’ın beklerini çok fazla orta yapmaya yönelttiler, ama bu ortalarda da çoğunlukla tehlike yaratılamadı. Yine de Pjanic’in ara pasları sonucu Larin ve Umut’la iki net pozisyona girildi, bunlarda da ne yazık ki bitiricilik zayıf kaldı. Ve Galatasaray derbisinde olduğu gibi rakip takım ilk yarı bitmeden bulduğu ilk net pozisyonda öne geçen taraf oldu!

İkinci yarıda Beşiktaş’ın maçı çevirebilmesi için en iyi senaryo, son kazandığı derbideki gibi beraberlik sayısını erken bulmaktı. Bunu da rakip savunmanın bir hatasını iyi koklayan Larin’in becerisiyle çok gecikmeden başardılar. 62’de gelen beraberlik golünün ardından yaklaşık 10-15 dakikalık süre, oyunun Beşiktaş’a döndüğü ve öne geçeceği golü bulma olasılığının yüksek olduğu bir süreçti. Bu dakikalarda Ghezzal’in ve Vida’nın net şekilde düşürüldüğü ve hakemin göremediği (!) pozisyonlarda VAR’dan da uyarının gelmemesi hakemliğimiz adına utanç vericiydi.

75’te Alex yerine Salih girdi, Pjanic daha öne çekildi. Larin ise forvete kaydı, Güven’in yerine N’Koudou sol kanada geçti. Ancak bu diziliş de fazla uzun sürmedi, Sergen Yalçın 82’de yaptığı Pjanic/Atiba ve Larin/Kenan değişiklikleriyle adeta ben galibiyeti istemiyorum, 1 puana da razıyım mesajı verdi! Bunu başka türlü yorumlayamıyorum şahsen. Özellikle gole daha çok ihtiyacı olan taraf iken Pjanic’i çıkartıp Atiba’yı alması ve orta sahanın yaratıcılığını tamamen sıfırlayıp tüm yükü Ghezzal’in üzerine bırakması anlaşılır gibi değildi. Pjanic’in bir sakatlığı varsa bile tercih edilmesi gereken isim Oğuzhan olmalıydı. Nitekim Beşiktaş da bu değişikliklerden sonra kalan sürede gole yakın taraf olmaktan çıktı.
Yine de genele baktığımızda ne Trabzonspor 3 puanı, ne de Beşiktaş kaybetmeyi hak eden bir oyun oynamıştı. Tabii futbol her zaman adaleti olan bir oyun değil, son dakikalarda risk alan Siyah-Beyazlılar savunmada bıraktığı boşluğu Nwakeme gibi hızlı ve yetenekli bir oyuncunun asistiyle gelen golü yiyerek, pahalı şekilde ödedi.

Konuk ekip Trabzonspor ilk dakikalardan son düdüğe kadar her pozisyonda yerde vakit geçirerek ahlaktan ve sportmenlikten uzak bir oyun sergiledi. Zaten takımı çalıştıran antrenörün kim olduğuna bakınca da bu pek şaşırtıcı bir durum değildi! Özellikle kalecileri Uğurcan Çakır, üstün yetenekleriyle ters orantılı bir karakter örneği göstererek maçın başından sonuna kadar hakemin görmediği her fırsatı kollayarak tribünleri tahrik etmeye çalıştı, bizzat tribünde olan biri olarak buna canlı şahit oldum. Gecenin yıldızı olabilecekken yüz kızartıcı ismi olarak anılmayı başardı!

Maçı bir kenara bırakıp genel fotoğrafa bakarsak, bu ligde dengeler daha birçok kez ve umulmadık derecede fazla defa değişebilir, değişecektir. Bunun Beşiktaş için olumlu yönde gerçekleşmesi de gayet mümkün. Tabii eğer Sergen hoca biraz daha takımına konsantre olup taktiksek sorunları çözer, gereksiz izinleri ve kamp yapmama gibi saçma kararları bırakırsa. Ve yönetim de maç sonu yaptığı gibi “hakkımızı yiyorlar ama yapacak bir şey yok, kabulleniyoruz” gibi aciz açıklamalar yapmak yerine adam gibi kulübün haklarını savunursa.
Bunlarla beraber taraftar da Sergen hocaya ve takımına sahip çıkmaktan vazgeçmemeli elbette. Evet yarışta şimdilik geride kalındı ama bunun saha dışı sebeplerinin de olduğunu kör olmayan herkes görür.

Şimdi vakit, geçen sezon türlü imkansızlıklara karşın iki kupayı alarak daha yüksek bütçeli rakiplerine nal toplatan bu hocaya ve takımına yeniden ayağa kalkması için destek olma vakti…

mail: olcay.nurlu@abcspor.com

twitter: @olcynrlu

Son Haberler

S.O.S AMAN HOCAM

Hayatta karşına 2 yol çıkacak oğlun, sen daima az kullanılanı tercih et diye öğütlemiş filozof. Çok kullanılan yol istikrardı,...

O KADAR RİSKLİ Kİ

Ilk 11 açıklandığında belki bir çok kişinin hoşuna gitmiştir. Öyle ya çift santraforun arkasında üç ofansif adam Rossi, Lincoln, Emre. Sağ bekin Ferdi de...

TESTİ KIRILMADAN

Daha iyi şartlardaki bir işi veya iş teklifini beklemekteyken kendisine gelen teklife en azından boşta kalmam mantığıyla "gelirim ama şu kadar süre, sonra darılmaca-gücenmece...

KİM GİTTİ KİMSE GELMEDİ

Bazen yakaladığımız fırsatlar bazen de kaçırdığımız fırsatlar belirliyor hayatımızın akışını. 2 ay evvelsine dönüyorum, kötü başlayan bir sezon ne güzel bitmişti di mi? Şampiyonluk gelmedi ama...

BİPOLAR

BİPOLAR Sir Winston Churchill 1946 senesinde yaptığı bir konuşmada dünya literatürüne “Demir Perde” ibaresini soktuğunda dünya 2.Savaş’tan henüz çıkmış ve yaralarını sarıyordu. Churchill’in kullandığı Demir...

Benzer Konular