efe2016 Rio Olimpiyatları, acısıyla tatlısıyla, sona erdi…

Müsabakaların basketbol ayağında, kadınlarla erkekler farklı tablolar sundular bize.

İki ortak noktaları vardı;

İlki, ABD’nin altın madalyaya hükmetmesi,

İkincisi ise, Sırbistan’ın her iki branşta da bir madalyaya uzanabilmesiydi.

14079704_10154034487639132_3505066388558905061_nEn büyük farkları ise, “dominantlık” oldu.

Kadınlarda ABD, rakiplerine sadece bir veya iki periyot (veya konu Sırbistan ise, üç periyot) kadar müsamaha gösterip müsaade etti, sonra hepsini adetasöğüşledi“.

Erkeklerde ise, aynı ABD, yarı finale dek çok “başıbozuk” bir görünüm içerisindeydi, ki Sırbistan, Avustralya, Fransa, ve yarı finalde de İspanya, ABD’yi adeta “ellerinden kaçırdıklarını” hissettiler, bize de hissettirdiler.

ABD’li erkeklerin dominantlıklarını sadece finalde seyredebildik, çünkü onlar (2014’teki gibi) Sırplar’ı finalde öğütmeyi seviyorlardı.

Kıssadan hisse – emeksiz yemek olmuyor…

 

KADINLAR:

Yarı finalde Sırplar’ın İspanyollar’dan öcümüzü almalarını çok arzuladık, ama Nicholls, Torrens ve Ndour Sırplar’a bir beden büyük geldi. Petrovic ve Ana Dabovic fevkalade düşük yüzdelerle hücum edince, Milovanovic bir önceki maçın aksine hiç konsantre olamayınca, İspanyollar dilediklerini başardılar. ABD’ye karşı finalde tutunmaları zaten beklenmiyordu, onlar da gümüş madalyanın hakkını verdiler ve tarihteki ilk Olimpiyat madalyalarına ulaşıp, 2015’in hayal kırıklıklarını unutturdular.

 

Team USAABD demişken; onlar da 2 çeyrek tahammül ettikleri Fransızlar’ı denize döküp farklı biçimde finale yükseldikten sonra, İspanyollar’ı, yani son engeli de aşıp güle oynaya altın madalyalarına kavuştular. Bu arada Sırplar da boş durmadılar; İspanya maçından gereken dersleri çıkartıp, iki Dabovic, Page ve Petrovic önderliğinde geriden gelerek Fransızlar’ı 3.lük maçında mağlup ettiler ve ilk Olimpiyatlarında bir madalyaya kavuştular. Avustralya’yı elemelerinin şansla, tesadüfle alakası olmadığını gösterdiler ve 2015 Eurobasket şampiyonluğunun hakkını verip, altın jenerasyonu madalyayla taçlandırmayı başardılar. Olan, elleri boş dönen Fransızlar’a oldu…
Madalya alan ekiplerin her birisine sonsuz tebrikler, tüm ekiplere mücadeleleri için sayısız takdirler sunuyorum. Dumerc sakatlanmasa Fransa bronzu kapar mıydı, bilinmez. Fakat bizim İspanya’ya o şekilde elenmemiz büyük bir haksızlıktı, bir kez daha gördük. Zira yarı finalde Sırbistan’a karşı ne yaparsak yapalım, Fransa’ya karşı bir galibiyet daha alıp, Nevriye’yi bir madalya ile emekliye sevk edebilirdik, orası kesin. Kısmet değilmiş, darısı gelecek kuşaklara…

 

 

ERKEKLER:

5 Kevin Durant (USA), 12 Demarcus Cousins (USA)Yarı finaller esasen mücadele doluydu, lakin sadece bir tanesinde çekişme vardı: İspanya, ABD’ye karşı son kez gücünü test etti, ama son 10 yıldır denediğini yine başaramadı. Öte yanda Sırbistan, grup maçındaki görüntüsünden son derece uzaktı ve Avustralya gibi bir ekibi 2 çeyrekte sadece 14 sayıda tutup maçı daha ilk yarıdan kopardı! 20 sayıdan fazla bir farkla devam eden maçta Kangurular, Teodosic, Bogdanovic ve Raduljica’nın şerrine karşı koyamadılar ve farkı hiç kapatamadılar. Sırplar çok açık bir üstünlükle madalyayı garantilediler, fakat finalde yine ABD’ye karşı güçleri yetmedi. Aslına bakarsak, yarı finalde Avustralya’ya ne yaptılarsa, finalde de ABD’den aynı muameleyi gördüler, diyebiliriz. Geçen maç kahramanlaştıktan sonra finalde inişe geçen Teodosic ve Raduljica maça hiç giremeyince, Bogdanovic dehşetengiz ölçüde karavana atınca, Nedovic’in sürpriz skor katksından başka hiçbir skor silahları çalışmadı. Farklı mağlubiyet, kaçınılmazdı…

 

Tabi işin bir de 3.lük maçı ayağı vardı; çeyrek finalin ölü toprağını yarı finalde atan Gasol; Bogut, Andersen ve Baynes’e karşı hücumda şahane oynadı, 30 sayıyı ve double-double’ı buldu. Rudy, alıştığımızın aksine, yine Arjantin maçındaki gibi en kritik yerde çok keskin bir nişancılık örneği sergiledi, Mirotic de üzerine düşeni yaptı. Diğer tarafta ise, yılmayan bir Mills, Andersen, Motum ve (maç genelinde beklenenin çok üstüne çıkan) Baynes vardı. Broekhoff da muazzam, hayati üçlüklerle takımını oyunda tuttu. Mills – Gasol düellosu sayesinde, iki takım da hücumda yüksek yüzdeyi yakaldı ve çok güzel bir maç seyrettik. Ta ki, son pozisyona kadar...

 

Son pozisyona dek ribauntlarla rakibine (evet, bunu Avustralya’dan beklemiyorduk – Motum her şeyi değiştirdi) üstünlük sağlayan ve ilk Olimpiyat madalyasına çok yaklaşan Avustralya’nın kaderi, hakemlerce engellendi. İspanya’nın bitime 3 saniye kala S-Rod ile yaptığı hücumda, S-Rod potaya drive ederken çıkan anlamsız faul düdüğü İspanyollar’ı madalyaya taşıdı, Avustralya’nın kısmetine ise şerh düştü. Kangurular ne deseler haklılar, yazık oldu. İki takım da mücadeleleriyle madalyayı hak etmişti, bunu sahada da ispatladılar – lakin galibi haksızlık değil, hakkaniyet belirlese her şey daha güzel olurdu…

 
Durant hep Durant, Klay daima Klay; bunu bilip bunu söylesek yeterli. Herkese tebrikler. Bakalım, Ginobili, Nocioni, Parker, Diaw, Pietrus ve Javtokas gibi canlı ilahlara, Felipe Reyes, Navarro, Calderon ve Pau Gasol de katılacak mı? Bu Olimpiyatlar, tam manasıyla bir devrin kapanışı mı olacak?

 

Yazarın diğer yazılarına erişmek için tıklayın

 

mail: efe.ozenc@abcspor.com

twitter: @efe_ozenc

Youtube: Turuncu ve Siyah Kadar Yuvarlak

 

 

 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz