efeRio Olimpiyatları için yapılan eleme maçlarında, ezber bozan görüntüler seyrettik..

Sırplar güle oynaya, hatta final etabında Porto Riko’yu 3o+ sayılık farka boğarak vizeyi kaptı. Yunanlılar Porto Riko’yu küçümseyip Sırplar ile son iki yılın rövanşında karşı karşıya gelme hakkını yitirdi. Letonya Hırvatlar’dan çok çekti, İtalya ise kendi evinde ayağına kadar gelen fırsattan (Cinciarini hariç eksiği bulunmamasına karşın) yararlanamadı ve uzatmada Saric – Bojan – Simon – Planinic‘in ruhuna teslim oldu…

 

Tabi Fransa’nın maçlarının yanında, bunlardan pek azının esamisi okunabilir..

 

Fransa, ilk maçında da ikinci maçında da çok çok geç açıldı. Filipinler’i sadece şansları ve De Colo – Parker ikilisinin tecrübe (kalite değil, tecrübe) farkı sayesinde yendiler. Romeo, Blatche ve renkli Gilas Filipinas’ın yüzü gülmedi. Sonra Yeni Zelanda da son çeyreğe değin Horozlar’ı zorladı, ittirdi, kaktırdı ama bu defa sahneye Heurtel ve Tillie çıktı. Şurası gerçekten aleniydi ki, Fransızlar bu turnuvaya bir ekip halinde gelmemişlerdi ve hiç hazır değillerdi. Kaza kurşunu yiyebilirlerdi, halen de yiyebilirler; yarınki Kanada maçında işleri çok zor…

 

Peki, biz neler yaptık?

 

Evvela, Bobby Dixon’ı kaybettik. Ama sakatlığa, hastalığa falan değil, yorgunluğa, yaş haddine kaybettik. Dixon iki yıldır yıpranıyor, dinlenmeden en üst seviyelerde oynuyor. Zaten yaşlı ve yetersiz olan fiziği bir de milli takım ile birleşince iyice örseleniyor, bunu gördük. Dixon, ilk maçta ne attıysa tutturamadı, ikinci maçın sonunda nihayet açılmasa Senegal’e de yenilecektik. Fransa maçında da işin bireysel skor yönünde yine tekledi durdu.

 

En mühim hücum gücümüz olsun diye “devşirilen” isimden faydalanamamak, koç Ergin Ataman’ın hem yüzüne, hem de beyanlarına bir hayli yansıdı pek tabi.

 

Sinan elinden geleni yaptı. Ömer son maçta açıldı (geç ve güç oldu), Semih her maçta benzer düzeyde oynadı fakat bir tık daha üstte oynaması gerekliydi, Oğuz kayıplardaydı, Birkan Senegal maçı hariç beni yanıltıp çok olumlu katkılar verdi, Melih Fransa maçı hariç bizi kurtaran skorerdi, Cedi ise sakatlığına rağmen istikrarlıydı (neyse ki onu derin bir sakatlığa kurban vermedik, çok geçmiş olsun – umarız bu halde oynatılması onu daha da kötüleştirmez).

 

Ender zaten üç maçta toplam 5 dakika kadar süre bulabildi (madem öyle, niye Doğuş’a tercih edildi? Anlayan beri gelsin..), Furkan ve Kenan’ın fark yaratmak için birkaç seneye ihtiyacı var; Samet ise Kanada maçında bekleneni verebilmenin “ödülünü“, Senegal ve Fransa maçlarında benche demirlenerek aldı…

 

Evet, Cedi ilk maçın sonlarında sakatlanınca, Dixon da safi pota dövünce, dağınık bir Kanada’yı “elimizden kaçırdık”. Cedi’siz çıktığımız Senegal maçında, rakibimiz her rakibini 50 sayı civarında tuttuğu için maçtan zerre keyif alamadık; fakat neyse ki Dixon ve çift pivot (Ömer – Semih) taktiği bereket buldu ve gruptan çıkabildik.

 

Rakip, az kalsın Yeni Zelanda olacaktı, olamadı. Onlar ayrıca Kanada’ya da kaybettiler, bizim gibi yarıda kaldı maceraları. Ama onların ruhu vardı, Vukona’sı, Haka’ları, Webster biraderleri, Abercrombie ve Fotu gibi yürekle oynayan aç isimleri vardı.

 

Bizimse, yüreğinin yerini bulacak kadar bile dermanımız yoktu, sahada yürüyorduk adeta…

 

Buna karşın, Fransa’nın vaziyetini de hesaba katarak, umutlu çıktık yarı final maçına..

 

İlk dakikalarda çift pivotlu sistemle rakip pota altını dağıttık ve 10 sayılık üstünlük kurduk. Fakat cevap Tillie ile De Colo’dan geldi. Sonra ikinci çeyrekte farkı kapatan biz olduk, ama Dixon’ın güzel dribbling’leri sonuçsuz kaldı ve fiziken rakibe direnemeyip, taktiklerle farkı zor kapattık.

 

Derken, o üçüncü çeyrek başladı. Bu çeyrek boyunca ne yaptığımızı hiç kimse anlayamamıştır. Fena halde budalalaştık, topsuz oyun savunmasında çöktük, hızlı hücumlarla parçalandık ve fark bir anda fırladı. Tillie, Lauvergne, De Colo, Diot ve Heurtel (özellikle de bu son ikisi) çok ekstra oynadılar, girmeyecek kabus şutlarını sayıya çevirip moralimizi iyiden iyiye bozdular.

 

Son ana dek çabalamaya çalıştık, diyemiyorum, fakat elden geleni yaptık diyebilirim. Ömer ve Semih’in savunmada zaaf göstermesi, değişmelerde show-up’a çıkmamaları veya penetre eden kısaya el göstermemeleri belimizi büktü. Ve yediğimiz hızlı hücumların ardından maçı 75-63 kaybedip elendik..

 

Bir sene evvel bundan çok daha iyi bir ekiple (Ersan vardı orada, ve herkes formdaydı) Fransa’dan büyük fark yediğimizi göz önünde bulundurursak, aslında eldeki bu malzemeyle büyük hüsran yaşadığımızı iddia edemeyiz.

 

Kadroları değiştiremezdik. Son 12 isim açıklandığından bu yana ne oynayacağımızı, nerede çökeceğimizi ve kapasitemizi gayet iyi biliyorduk. Yani beklentimizi sadece Ergin Hoca’nın taktisyenliği değiştirebilirdi. O yüzden, hedefe erişememiş olmamız büyük başarısızlık değildir, diye düşünüyorum.

 

Başarısızlık, bu ekiple katılmaktı ve daha iyisiyle katılamamaya zorlanmaktı.

 

Başarısızlık, Ergin Hoca’nın rotasyonu (kulüp takımında yaptığı gibi) giderek daraltmasıydı.

 

Başarısızlık, iki kuşak arasında oyuncu yetiştiremeyen, genç yerlileri korumaktansa, yerli oyunculara ücret tavanı kıstasları getirmeyip kulüplerin yabancı oyuncu cennetine dönmesini sağlayan, yabancı sınırını serbest bırakan Federasyon’a aitti.

 

Başarısızlık, Dixon’ın yorgunluğunu göre göre onu yine devşirmekti…

 

Keşke Ersan bu turnuvaya katılsabilseydi.

Keşke Enes, Enes’lik yapmayı bu seferlik bir kenara bırakabilseydi.

Keşke Ergin Hoca, sistemde o yıl en ihtiyaç duyduğu mevkilere adam seçebilse ve 2014‘teki şutör krizinde Serhat Çetin ile Melih Mahmutoğlu‘nu, 2015‘teki 2 numara krizinde Engin Atsür‘ü ve bu yılki kısa savunmacı sorununda (ön alanda guarda baskıyı seviyoruz) Doğuş’u kadroya alıp kendiyle çelişmeseydi.

Keşke Semih’in konsantrasyonu 40 dakika boyunca Ekpe Udoh’u anımsatsaydı.

Keşke bu yıl Dixon değil, Darius Adams, Brad Wanamaker, Malcolm Delaney, Sam Young, Paul Harris, Chris Johnson veya NBA patentli bir guard devşirilseydi.

Keşke oyun kurabildiğini iddia eden 4 kısamızdan 3’ü artık 30’unu devirmiş (ve bir tanesi buna rağmen devşirilmiş) olmasaydı.

Keşke Doğuş şutunu geliştirebilseydi.

Keşke Can Mutaf ve Göksenin sakatlıklarla boğuşmasaydı.

Keşke iki yıl evvel Kenan Sipahi sakatlanmasa ve kariyeri iki basamak gerilemeseydi.

Keşke Tolga Geçim burada yer alabilseydi.

Keşke 1 kıtasal 1 de kıta dışından olmak üzere 1+1 (ama aynı anda sahada olamayacak şekilde) usulünde bir yabancı kuralı ve yerli oyuncuların kıdemlerine göre ücret tavanları yönetmelikleri düzenlenebilseydi.

Keşke koçlarımız eğitmeyi becerebilseydi.

Keşke koçlarımız eğitmeyi isteyebilseydi.

Keşke idarecilerimiz eğitime sabredebilseydi.

Keşke bilgi ve vizyon sahibi olanlar, para ve güç sahibi olanlar olsaydı.

Keşke Gentile bu akşam İtalya formasını hiç giymeseydi.

Keşke Porzingis Letonya adına burada oynasaydı.

Keşke Engin Atsür 2009’da Slovenya maçında, İbrahim Kutluay 2007’de İtalya maçında, Haluk Yıldırım 1999’da Fransa maçında o son saniye üçlüklerini sokabilseydi.

Keşke 2011‘de Fransa ve Almanya maçlarının sonları o kadar rezil oynanmasaydı.

Keşke Harun Erdenay 93’te, Ufuk Sarıca 99’da, Orhun Ene de 2001’de en kritik milli maçları sakatlık yüzünden kaçırmasaydı.

Keşke Mirsad Türkcan ve Mehmet Okur 2006’dan sonra da Türk Milli Takımı’nda oynayabilseydi.

Keşke Hakan Köseoğlu, Cüneyt Erden ve Tutku Açık milli takıma küstürülmeseydi.

Keşke Erman Kunter 99’da bir saçmalık uğruna Milli Takım’dan kovulmasaydı.

Keşke Kerem Gönlüm 2009’da ceza alıp 12 Dev Adam’ı madalyadan mahrum bırakmasaydı.

Keşke altın jenerasyonlarımız paslı tenekeye döndürülmeseydi.

Keşke tam manasıyla gurur duyabileceğimiz son A Milli başarımızın üzerinden 6 sene geçmeseydi.

Keşke sadece evimizdeki turnuvalarda değil, her türlü deplasman şampiyonalarında da başarılı olabilseydik.

Keşke gerilerden gelip öne geçme ruleti hariç bir ekolümüz olsaydı.

Keşke Naumoski 93 Aris finalinde o son turnikeyi sokabilseydi.

Keşke Karşıyaka ve Trabzonspor, Eurochallenge kupasını 1’er sayıyla yitirmeseydi.

Keşke Khryapa’nın son saniye şutunda şans CSKA’dan değil, Fenerbahçe’den yana olsaydı.

Keşke Damir Javor, Carl Jungebrand, Luigi Lamonica, Pascal Dorizon, Eddie Rush, Jose Ortiz, Mikhailov, Davidof, Armand De Keyser, Iztok Rems ve Christodoulou gibiler hiç hakem olmasaydı.

Keşke Sabonis 86’da NBA’e gitseydi.

Keşke Kobe ile LeBron, Hakeem ile de Jordan bir NBA finalinde kozlarını paylaşabilseydi.

Keşke Grant Hill, Penny Hardaway, Jamal Mashburn, T-Mac, Bryant Reeves, Shareef Abdul-Rahim, Michael Redd, Brian Grant, Jayson Williams, Larry Johnson, Terrell Brandon, Chris Webber, LaPhonso Ellis, Antonio McDyess, Marciulionis, Yao Ming, Bill Walton, Ralph Sampson, Brandon Roy ve Vince Carter hiç sakatlanmasaydı.

Keşke Charles Barkley, Karl Malone, John Stockton, Allen Iverson, Steve Nash, Chris Webber, Shawn Kemp, Mitch Richmond, Tim Hardaway, Reggie Miller ve Elgin Baylor (onun durumu biraz muvazaalı) birer şampiyonluk yaşayabilseydi.

Keşke Fernando Martin, Drazen Petrovic, Boban Jankovic, Radivoj Korac, Reggie Lewis, Hank Gathers, Ben Wilson, Len Bias ve Maurice Stokes trajedileri hiç gerçekleşmeseydi.

Keşke, keşke, keşke, keşke…

 

Keşke’ler geçmişe dairse, bitmez, tükenmez.

Geleceğe dairse, “eyvah” olur.

İlki üzer, diğeri kahreder.

Geçmiş acıtır, ama geçmişsizce yaşatılan gelecek, korkutur.

Bu yüzden, ömür, “keşke”lerle geçmez.

 

Malum.

 

Eldeki malzemenin performansı bizi hayal kırıklığına uğratmadı, çünkü zaten hayal kurmaya elverişsizdi.

İşimiz çok zordu, teori kadar mükemmelleşemedi pratiğimiz. Şans da sevmedi, ruh da yoktu, savunma da yetersizdi, tüm şartlar da aleyhimizeydi.

Bu yüzden Bobby hariç kimsenin performansını eleştirmiyorum. Bobby’ye de fazla yüklenmiyorum.

Kabahat onlarda değil..

 

Umarım, Ergin Hoca ve Ufuk Sarıca ile yola devam edilir. Geçiş dönemi için bu ikiliden veya Erman Kunter’den iyi yerli antrenör bulamayız. Üstelik hepsi de Avrupa çapında taktisyenler. Ama kadro tercihleri ve rotasyon stratejileri arıza çıkartabiliyor, orası doğru.

 

Darısı mutlu yarınlara…

 

“Tebrikler” 12 Dev Adam…

 

Bakalım Hırvatistan ve Sırbistan’ın ardından son Rio biletini kim kapacak? Fransa tecrübeli, Kanada enerjik… Yarın güzel geçecektir..

 

(Not: Yirmi beş güne yakın bir süre boyunca yazı yazamayacağım, tatil hakkımı kullanacağım. Herkese şimdiden basketbol keyfi dolu haftalar diliyorum)

 

Yazarın diğer yazılarına erişmek için tıklayın

 

mail: efe.ozenc@abcspor.com

twitter: @efe_ozenc

Youtube: Turuncu ve Siyah Kadar Yuvarlak

 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz