https://www.abcspor.com/wp-content/uploads/2020/11/ataturk.jpg

SEZON BAŞLANGICI

Okunması Gerekenler

S.O.S AMAN HOCAM

Hayatta karşına 2 yol çıkacak oğlun, sen daima az kullanılanı tercih et diye öğütlemiş filozof. Çok kullanılan yol istikrardı,...

O KADAR RİSKLİ Kİ

Ilk 11 açıklandığında belki bir çok kişinin hoşuna gitmiştir. Öyle ya çift santraforun arkasında üç ofansif adam Rossi, Lincoln,...

TESTİ KIRILMADAN

Daha iyi şartlardaki bir işi veya iş teklifini beklemekteyken kendisine gelen teklife en azından boşta kalmam mantığıyla "gelirim ama...

SEZON BAŞLANGICI

Şöyle bir tartışma yıllardır söz konusu; güzel futbol mu yoksa kazanmak mı daha önemlidir diye. Kazanalım da nasıl kazanırsak kazanalım düşüncesine katılmıyorum. Kazanmak için her yol mübah olmamalı. İster ofansif ister defansif anlayışla oynasın, kazanan takım neden kazanmayı hak ettiğini seyircilere kanıtlamalı. Sadece güzel futbolun da yeterli olduğunu düşünmüyorum. Güzel futbol beraberinde sonucu getiremezse bir şeyler eksik kalır. Aslında mesele, güzel futbolla kazanabilmek. Galatasaray futbol takımı, işin güzel futbol yanını bugün sahaya doğru bir şekilde yansıttı, sonuç istenildiği gibi olmasa da gelecek adına ümitler yeşerdi. Arada maddi açıdan uçurum varken, Şampiyonlar Ligi favorilerinden biriyle karşılaşılırken, Galatasaray gösterebileceği neredeyse maksimum mücadeleyi, coşkuyu, isteği gösterdi ve 1 Ekim 2019 itibariyle, bana göre sezona yeni başladı. Eksikler var mı? Birçok eksikten bahsedilebilir. Düzelir mi? Düzelmemesi için hiçbir sebep yok.

Sezon başlangıcında, Terim-Tuchel arasında taktiksel savaş yaşandı. Fatih Terim’in kadro ve diziliş tercihleri sürpriz, oyun anlayışı ise beklenen şekildeydi. 3-5-2 tercihinden bahsedecek olursam; aslında rakamlardan çok oyun anlayışına dikkat ederim ancak, bu radikal değişikliği biraz yorumlamak istiyorum. Savunma hattında sorunlar varken, oyuncuları değiştirme imkanı yokken, rakip güçlüyken, topu savunmadan orta sahaya aktarma zorluğu çekilirken, savunmada bir kişi fazla olmak mantıklı bir seçim oldu. Ayrıca; PSG hücum hattı, iki kanat forvet, bir santrafordan oluşuyor. Kanat forvetler de taç çizgisine değil, merkeze, santrafor oyuncusuna yakın oynuyor ve bek ile stoperler arasına savunma arkası koşular yapıyor. Durum böyleyken, iki stoperle oynayan Galatasaray savunması, Sarabia, Icardi, Di Maria gibi üst düzey hücumculara karşı daha fazla zorlanabilirdi. Üstüne üstlük bu isimler, Mbappe, Cavani ve Neymar gibi isimleri yedekleyen oyuncular. Yani, iki takım arasında öyle bir kadro kalitesi farkı var. Daha ikinci haftadan yorum yapmak belki yanlış ancak, Paris Saint-Germain’in bir mucize yaşanmazsa gruptan lider çıkacağını ve turnuvada en kötü ihtimalle yarı final oynayacağını tahmin ediyorum.

Real Madrid-Club Brugge maçını da izledikten sonra, Galatasaray için gerçekçi hedefin üçüncülük olduğunu söylemek doğru olsa da, söz konusu Galatasaray olduğunda, matematiksel açıdan şans devam ettiğinde, sınırları zorlamak ve hedefleri küçültmemek gerektiğini söyleyebilirim. Galatasaray futbol takımı gün geçtikçe, karşılaşmalar oynandıkça, oyununda gelişim gösterirse, A grubundan 2.olarak çıkabileceğine yürekten inanıyorum. Gelişim demişken; tek paslar, boşa kaçma ve topu ayaktan çabuk çıkarmada gelişim vardı. Ayrıca Galatasaray, PSG maçında 105 km ve rakipten daha fazla koşarak, bu alanda da gelişim gösterdi. Bazıları koşu mesafelerinin önemsiz, oyun kalitesinin önemli olduğunu söyleyebilir. Bu görüşe saygı duyarım ancak, bana göre takımlarımızın Avrupa kulüpleriyle başa çıkabilmelerinin yollarından biri, koşu mesafelerini arttırmaktan geçiyor. Özellikle, Bundesliga’da koşu mesafeleri uçuk rakamlara ulaşmış durumda. Rekabet edebilmek, onların tempolarına ayak uydurabilmek için, en az onlar kadar koşmak gerekmekte. Onların temposuna ayak uydurulamazsa, yeterli oyun kalitesini ortaya koyabilmek de çok zor hale gelecektir.

Paris Saint-Germain’den bahsedecek olursam; kimin oynadığının fark etmediği, tam bir sistem takımı olduklarını söyleyebilirim. Çok kaliteli bir kadroya, güçlü bir oyun planına sahip olsalar da, özellikle Ali Sami Yen’de yenilmeyecek bir takım değillerdi ancak, Galatasaray tarihine bir zafer gecesi daha ekleme fırsatı kaçırıldı. Maça, sol kanatlarına, Di Maria’ya attıkları ters toplarla başladılar. Maçın başında, bu şekilde gol pozisyonları da yakaladılar. Defans hattından top çıkarırken, beklenenin aksine Galatasaray’ın takım halinde presiyle karşılaştılar. Galatasaray, top kazanılamayınca, savunmaya çekildi, kademeye döndü ve genellikle doğru şekilde pozisyon aldı. Aslında, iki takım da top rakip oyuncudayken, pas yollarını kapama yerine, oyuncuya presi tercih etti ve bu yolla rakibi hataya zorlamaya çalıştı. Fark; PSG’nin kaliteli ayakları bu presten, daha isabetli paslarla ve daha rahat bir şekilde kurtulabildi. Oyuna istedikleri gibi yön verip, tempoyu kimi zaman düşürdüler, kimi zaman da yükselttiler. İkinci yarıya, Galatasaray savunma çizgisi, ilk yarıya göre biraz daha önde olduğu için, savunma arkasına atılan paslarla başladılar. Bu sayede, önce Luyindama hatası ile pozisyona girdiler, çok geçmeden de, başka bir pozisyonda Icardi ile golü buldular. Farkın biraz daha açılmasını engelleyen isim ise Muslera oldu.

Bana göre Galatasaray’da maçın yıldızı Muslera’ydı. Sonra, Donk ile Seri’yi sayabilirim. Donk, sezon başlarında, otoriteler tarafından ideal 11’de gösterilmemesine rağmen, her sezon bir şekilde kadroya girmeyi başarıyor. Geçmişte, Gökhan Zan ile Hakan Balta da bir şekilde kadroya girerdi. Mevkilerine birçok oyuncu transfer edilse de, profesyonellikleriyle formayı kaparlardı. Ek olarak, Donk’un kadrodaki en iyi stoper olduğunu düşünüyorum. Seri ise, bana göre geldiğinden beri en iyi performans sergilediği maçı oynadı. Oyun kurulumu, geçmiş maçların aksine Belhanda’da değil, Seri’deydi. Seri’nin oyunda etkili olduğu her periyotta, Galatasaray da etkili oynadı. Mariano ile Falcao, klaslarından şüphe duymadığım, çok beğendiğim iki oyuncu olsa da etkisizlerdi. Mariano, oyun kurulumuna katkı sağlayamayıp, ortaları da isabetsiz olunca sıradan bir oyuncu haline geliyor. Yaptığı ortalar, hedefi bulmamasının yanında, alakasız yerlere gitmeye başladı. Özellikle 3-5-2 dizilişinin tercih edildiği PSG maçında, Linnes’in dinamizminin arandığı görüşünü taşıyorum. Falcao ise, böyle maçlarda fark yaratması için alındı. Sadece, top gelmiyor ile açıklanamayacak bir form düşüklüğü içerisinde. Ayrıca, adaptasyon sorunu yaşadığını ve fiziksel olarak da yeterli seviyede olmadığını düşünüyorum. Özellikle, top kontrollerinde kalitesine yakışmayacak hatalar yapıyor. Takımla sezon öncesi hazırlık döneminde beraber olmadığından dolayı, biraz daha zamana ihtiyacı olduğu bariz. Tüm bu görüşlerime rağmen, zamanla gerçek Falcao’yu herkese izleteceğine de inanıyorum. Sadece, biraz daha zamana ihtiyacı var.

Yazarın diğer yazıları için tıklayın

mail: emre.cihangir@abcspor.com

Son Haberler

S.O.S AMAN HOCAM

Hayatta karşına 2 yol çıkacak oğlun, sen daima az kullanılanı tercih et diye öğütlemiş filozof. Çok kullanılan yol istikrardı,...

O KADAR RİSKLİ Kİ

Ilk 11 açıklandığında belki bir çok kişinin hoşuna gitmiştir. Öyle ya çift santraforun arkasında üç ofansif adam Rossi, Lincoln, Emre. Sağ bekin Ferdi de...

TESTİ KIRILMADAN

Daha iyi şartlardaki bir işi veya iş teklifini beklemekteyken kendisine gelen teklife en azından boşta kalmam mantığıyla "gelirim ama şu kadar süre, sonra darılmaca-gücenmece...

KİM GİTTİ KİMSE GELMEDİ

Bazen yakaladığımız fırsatlar bazen de kaçırdığımız fırsatlar belirliyor hayatımızın akışını. 2 ay evvelsine dönüyorum, kötü başlayan bir sezon ne güzel bitmişti di mi? Şampiyonluk gelmedi ama...

BİPOLAR

BİPOLAR Sir Winston Churchill 1946 senesinde yaptığı bir konuşmada dünya literatürüne “Demir Perde” ibaresini soktuğunda dünya 2.Savaş’tan henüz çıkmış ve yaralarını sarıyordu. Churchill’in kullandığı Demir...

Benzer Konular