TAKTİK SAVAŞI
Sergen Yalçın’ın Beşiktaş’ın başındaki ilk deplasman derbisinde rakibi futbolculuk döneminde beraber de çalışmış olduğu Fatih Terim’in Galatasaray’ıydı. Elindeki kısıtlı imkanlarla sinekten yağ çıkartma çabası içindeki Yalçın’ın bir kez daha taktiksel olarak mağlup edilememesine ve elindekinden maksimum verimi aldığı bir derbiye şahit olduk.
Maça girmeden önce her iki camia için de derbiye konsantre olmanın çok zor olduğu bir hafta olduğunu unutmamak gerekiyor. Dünyayı saran virüs salgını doğal olarak sporu da vurduğundan dolayı takımların maça hangi şartlarda hazırlandığını öngörebilmek zordu. Maçın seyircili oynanıp oynanamayacağı konusu bütün hafta gündemi işgal eden konu oldu. Hafta başından itibaren sağlık ve hijyen gibi konuları tamamen gözardı ederek, Beşiktaş camiasının “maçların seyircili oynanmaması” talebini, çocukça bir şekilde “korkaklık” olarak nitelendiren Galatasaray camiasının büyük çoğunluğu, (aklı başında olan azınlığı tenzih ediyorum tabii ki) başta Başkanları Mustafa Cengiz olmak üzere akla zarar açıklamaları üst üste yaptılar.

Kişiden kişiye bulaşan bir hastalığı stadı dezenfekte ederek önleyebileceklermiş gibi (!) 50.000 kişinin hiçbir çekince olmadan rahatlıkla maça gelebileceklerini, korkulacak hiçbir şey olmadığını iddia ettiler! Son yıllarda tamamen bu kulübün isteklerini yerine getirmekle mükellefmiş gibi hareket eden Futbol Federasyonumuz da aynı şekilde maçın seyircisiz oynanmasının söz konusu olmadığını belirten bir bildiri yayınladı. Bundan birkaç saat sonra devletin üst merciilerinden gelen “Nisan sonuna kadar tüm spor müsabakalarının seyircisiz oynanacağı” açıklamasından sonra ise bir anda 180 derece yön değiştirerek, sağlığın her şeyden önemli olduğunu, maçların ertelenmesi gerektiğini söylemeye başladılar! Daha bir önceki gün 50bin kişinin toplanmasında sakınca görmeyenler, sonraki gün ise çok az sayıda insanın (sporcular zaten her gün testten geçiyor) biraraya geleceği bir şekilde maçın oynanmasını büyük tehlike gibi görmeye başlamışlardı! Beşiktaşlı’ların seyircili maçtan korktuğu algısını yaymaya çalışanlar, belli ki son iki sezonda olduğu gibi seyirciyle beraber hakemleri baskı altına alıp sonuca etki ettirerek gerçekleşmesini sağladıkları hakem katliamlarını bu kez yaptıramamaktan oldukça korkuyorlardı! Zira bugünkü maça kadar iki takım arasındaki oynanan son 10 lig maçına baktığımızda Beşiktaş’ın 6 galibiyet, 2 beraberlik gibi ezici bir üstünlüğü söz konusuydu. Galatasaray’ın kazandığı iki maç ise skandal hakem hatalarıyla gelmiş ve Beşiktaş için şampiyonluğa malolan maçlar olmuştu.

Bununla beraber bir diğer dikkat çeken istatistik ise Galatasaray’ın bu maça kadar ligde en çok penaltı kazanan, aleyhine en az penaltı çalınan, en az sarı ve kırmızı kart gösterilen takım oluşuydu! Son haftalarda iki takım da ortaya koydukları futbol açısından ligin en formda takımları arasındaydı, lakin Beşiktaş takımı Başakşehir, Trabzonspor, Alanyaspor gibi takımlara futbol üstünlüğü kurarken, Galatasaray ise Kadıköy deplasmanı dışında zorluk derecesi düşük bir 8 haftalık periyotta seri yapmış ve ilk zorlu deplasmanda Sivas’ta puan bırakmıştı. İki takımın arasındaki puan farkına yol açan en büyük etken ise devasa boyutlardaki kaleci kalitesi farkıydı. Galatasaray’ın her sezon olduğu gibi tek başına minimum 10 puan kazandıran bir kalecisi varken, Beşiktaş’ın ise bir o kadar puan kaybettirecek kadar kötü performans gösteren bir kalecisi vardı.

Bu uzun girizgahın ardından maça eğilmek istememin sebebi, tüm bu verilerin ışığında maçı değerlendirmenin önemli olduğunu düşünmemdir.
Beşiktaş son haftalarda alışık olduğumuz 11’i ile çıktı sahaya. Sergen hocanın yaptığı en doğru tercih sağ kanatta Lens yerine Boyd’u kullanması oldu. Boyd takımın en faydalı isimleri arasındaydı, rakibin kuvvetli olduğu sağ kanadını çok etkili kullanabilmesine savunmadaki mücadelesiyle büyük ölçüde engel oldu. Sakatlanıp çıkana kadar Gökhan Gönül’ün en büyük destekçisiydi. Hücum yollarında çok iş yapamasa da bu tip bir maçta savunmada verdiği katkıyla alınan puanda en büyük pay sahibi isimlerden biriydi.
Taktik savaşında Sergen Yalçın’ın stratejisi rakibe 2. ve 3. alanda önde basarak kapılabilen toplarla ani geçiş hücumları yapmaktı. Plan mantıklıydı, ama bunu uygulayacak oyuncu kalitesi eksikliği Beşiktaş’ın maçı gol bulamadan tamamlamasında başlıca sebep oldu. Biz her hafta bu kalite eksikliğini vurgulamaktan sıkıldık, ama sezon ortasında kadro güçlendirilemeyeceğine göre daha sezon bitene kadar bu sıkıntıyı dile getirmeye devam edeceğiz gibi görünüyor.

Beşiktaş maçın başında Onyekuru’ya verilen fırsat dışında ilk yarıda rakibine göz açtırmadı, son derece dikkatli ve kimsenin kaçak güreşmediği bir savunma disiplini ile rakibine gol fırsatı tanımadı. İlk yarıda oyunun daha çok hakimi olan taraf Siyah-Beyazlılardı. Ani geliştirilen bir organize atakta gol de bulundu ama kılpayı ofsayta yakalanmış olmak şanssızlıktı.
İkinci yarıda ise Galatasaray yarıştaki hedefleri ve kendi sahasında oynaması nedeniyle doğal olarak daha fazla yüklendi. Bu devrede Beşiktaş daha fazla pozisyon verdi. Son yarım saat sakatlığı nedeniyle dışarda kalan Gökhan Gönül’ün yerine geçen Lens’in sanki futbolcu değilmiş de yoldan rastgele çevrilen biriymişcesine aklıevvel halleri, bu verilen pozisyonların bazılarına sebep oldu. Beşiktaş’ta son 25 dakika galibiyet için kontratak fırsatları yaratma düşüncesi doğrultusunda yorulan Boateng yerine Ljajic oyuna dahil oldu. Ama fazla cesur oynamak eldeki bulgurdan da olmaya malolabilirdi, bu psikolojiyle çok risk almadı Beşiktaşlı oyuncular. Yine de galibiyeti getirebilecek çok net bir pozisyon yakalandı N’Koudou ile. Bu pozisyonda kendisinin de düzgün bir vuruşla gol atması çok zor değildi, yanındakilerden birine aktarsa onların da boş kaleye atması işten bile değildi! Ama N’Koudou Beşiktaş’ın bugün yarışta neden bu noktada olduğunu gösterir şekilde bu net fırsatı cömertçe harcadı. Beşiktaş’ın ofansif oyuncularındaki ortalama beceri seviyesi çok yetersiz olduğu için şu an şampiyonluktan söz edilemiyor, bu bir kez daha kanıtlanmış oldu.

Beşiktaş için daha üst sıralara tırmanma hedefinin sürdürüldüğü, ancak zaten çok zayıf olan zirve hedefinin ise tamamen yok olduğu bir karşılaşma oldu. Yine de son iki sene haksız ve adaletsizce gerisinde bırakıldığı rakibine, şampiyonluk yarışında evinde bir darbe vurmuş olması gecenin kazancıydı.

Önceki haftalarda değindiğimiz gibi, Beşiktaş doğru hocayı kesinlikle bulmuş görünüyor. Eğer hedefleriyle doğru orantılı bir kadroyu da kurabilirse, yeni sezonda bu tip karşılaşmalara şampiyonluk için çıkacak bir Beşiktaş izleyeceğimize eminim…

mail: olcay.nurlu@abcspor.com

twitter: @olcynrlu

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz