ERTUGRUL RESIMTürk Futbolu Nasıl Kurtulur 2 – Türk Futbolunun Temeli

İlk yazıda tribünlerin durumundan bahsetmiştim biraz. Peki gitgide satıcı – müşteri eksenine kayan futbol izlenme ortamı gerçekten müşterisini memnun edebiliyor mu? Edebilse herhalde tribün doluluk oranları bu kadar düşmezdi diye tahmin ediyorum. Şampiyonluk kovalayan takımların hiçbiri (şampiyonluk maçı haline gelen derbi maçı hariç) tribünlerini tamamen doldurmayı başaramadı; hem de yarışın en kıyasıya olduğu dönemde bile. Demek sunulan “ürün” yeterince “müşteri” bulamıyor. Peki neden?

Yerli – Yabancı hadisesi

Bugüne kadar yabancı futbolcuda sıkı sayılabilecek bir sayı sınırı vardı. 5 ya da 6 yabancı demek ilk 11de 6 Türk oyuncu demek. Türk futbolculara son senelerde ödenen bonservis bedellerine bakın. Sizce bu futbolculara yurtdışında bu kadar bonservis ödeyecek bir kulup var mıdır? Şu anki en değerli Türk futbolcusu Arda Turan için 2011 yılında eski yönetici Aziz Üstel’in dediğini hatırlayalım: “Arda’ya 14 milyon€ versinler Madrid’e sırtımda götürürüm”. Arda Turan bu ülkede yetişip kendini yurt dışında geliştirebildiği için değer kazanmış nadir bir örnek.

ARDA1Bu örnek ülkede yetişen futbolcunun –maalesef- dışarıda ne kadar rağbet göreceğine bir ışık tutuyor. Problem genlerimizde mi? En azından fiziksel olarak olmamalı çünkü önümüzde Gündoğan’dan Çalhanoğlu’na, Özil’den Töre’ye kadar iyi altyapı eğitimi almış ve nispeten başarılı olmuş bir çok örnek var. Altyapı konusu buraya sıkıştırılacak kadar kısa değil, o yüzden şimdilik “yetersiz” diyip geçelim.

Peki ya yabancılar? “Süper” ligdeki yabancı futbolcular neden tercihlerini buradan yana kullanmış? Birden çok neden olabilir. En barizi “vergi avantajı” olmasın? Tamam, belki hiç biri CR7 veya Messi kadar kazanmıyor ama göreceli olarak EPL veya La Liga orta sıra takımlarında kazandıklarından fazlasını kazanıyor. Örneğin, vergi oranının %75’e çıkması tartışılan İspanya veya Fransa liglerinde vasat bir futbolcu, buradaki kadar kazanmak için kulübünden 4 kat büyük bir kontrat almak durumunda kalacak. Şu anda Avrupanın büyük liglerinde vergi oranı %50civarında. Bu durumda kim gelir? Vasat ya da “piyasası” düşmekte olan futbolcular. Hepsi kötü demiyorum ama 100 transferden izlemekten zevk aldığınız kaç tanesini görüyorsunuz? Bir de (+) kuralından dolayı kulübede ve tribünde bekleyenleri hesaba katmak lazım tabi.

Futbolcu Vergi Oranları
İNGİLTERE %50
JAPONYA  %50
İSPANYA  %47
ALMANYA  %45
İTALYA   %43
FRANSA   %50
ARJANTİN %35
HOLLANDA %52
BREZİLYA %27
TÜRKİYE  %15
RUSYA    %13
KATAR    %0

 

Sözün özü şu: yerli futbolcun ederinden pahalı, yabancın vasat. Yani malzeme pek de gelecek vaadetmiyor. Üstüne üstlük işetim sistemin (yani yönetimin) de fecaat. İşletme derken kulüplerinden federasyonuna, hakem komitenden yayıncı haklarına kadar… Üstüne üstlük bir de bu yapı kulüplere aşırı mali yük getiriyor. Bu sistemin sürdürülebilirlik ihtimali sıfır. Demek ki düzeltmen gereken çok şey var, neler olduğu da belli.

Çözüm Nedir?

Gökdelen dikeceksen ona göre temel kazacaksın, müstakil ev yapacaksan ona göre. Biz bugüne kadar 2 metrelik temel ile apartman dikmeye çalıştık, haliyle olmadı. Yıkıp baştan yapmak gerek. Veya yıkma da yıkılmasını bekle; nasıl olsa fazla zaman almaz! Öncelikle kulüplerin yeniden yapılanması lazım, hem mali ham sportif açıdan.

Mali açıdan FFP bir sopa olarak değil bir denetleme mekanizması olarak görülmeli. Yani işler FFP’e göre kılıfına uydurulmamalı, işleyiş FFP mantığı kılavuz olarak alınıp düzenlenmeli.  Mali yapısı kuvvetli olmayan herhangi bir kurumun geleceği sürekli tehdit altındadır. Mali yapıdan kastım sadece o anki nakit durumu değil aynı zamanda nakit akış olgusudur. Bizde hep günü kurtarma çabası hakim. Kaç kere zıplayacaksın?

MESSI INIESTA XAVIFotoğraftakileri tanıdınız mı? Sportif açıdan senelik değil tabiri caizse asırlık planlar yapmak gerek. Vakti zamanında Cruyff’un seneler önce bahsettiği “Barcelona için en uygun sistem 4-3-3’dür lafı gibi. Barcelona senelerdir bu sistemi uygular; A takımından içinde bulunan 16 yaş grubundaki La Masia’sına kadar.  Yani Juvenil A’dan Camp Nou’ya çıkan 18 yaşında bir çocuk 10 senedir oynadığı oyunu oynamaya devam eder. Sistem bu olduktan sonra Pep bavulunu toplayıp gitse bile 1 sene sonra (vaktiyle 8 yaşında kulübe ayak basmış) bir eski topçu gelir ve herşeyi silip süpürür. Bizde ise teknik ekibin ömrü bir hafta reytingi düşen yerli dizilerin kaderini yaşıyor; hoop sezon finali… Barcelona belki çok uç bir örnek ama ManU, Arsenal, BVB gibi başka örnekleri de yok değil. Veya tabi Real Madrid gibi krallığın sonsuz gücü arkanızdaysa da problem yok. Sat bir arazi, gelen parayı saç…

Haftaya – Bölüm 3: Kulüp yönetimi nedir? Nasıl olmalıdır?

Yazarın diğer yazıları için tıklayın

mail : ertu.oner@abcspor.com

twitter : @ErtugrulOner

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz