https://www.abcspor.com/wp-content/uploads/2020/11/ataturk.jpg

YERLİ YERSİZ

Okunması Gerekenler

ÇEKİRGE YİNE SIÇRADI

Hayır, bu futbolla olmaz. Çok zor olur işimiz. Çekirge son bir kaç maçtır olduğu gibi yine sıçradı ama bu her zaman...

İKİSİYLE DE OLMAZ

Adam fabrikada bir bekçi ama aslında gözlem yapma hastalığına tutulmuş bir gözlemci ve bunu da sürekli dile getiriyor: - Ben...

KENDİME GELDİM

Hayır Galatasaray yenilgisinin telafisi değil bu, o iş kolay değil. Iyi oynadık, futbola doyduk gibi bir şey de demeyeceğim....

YERLİ YERSİZ

İkinci Büyük Savaş akabinde dünyada baş gösteren ekonomik sıkıntılar sebebi sonucunda 1946 senesinden beri devlet eli ile kutlanan Yerli Malı Haftası ile özellikle okullardaki çocuklar başta olmak üzere tüm ülkeye kemer sıkma, israftan kaçınma ve yerli üretim malları kullanarak hem yerel üreticiyi destekleme hem de ülkenin kaynaklarını daha efektif kullanma hususunda bir mesaj verilmeye çalışıldı.

Gel zaman git zaman “globalleşme” adı verilen ekonomik, siyasal ve kültürel süreç yer küre üzerindeki hegemonyasını artırınca bu naif kutlama haftası da âtıl bir etkinlik olarak müzedeki yerini aldı. Hala kutlanıyor mu sorusunu 100 kişiye sorsak, eğer çocuğu öğrenci değilse ve her sene aralık ayında çocuğuna 2 paket kuru üzüm verip okula kutlama için göndermiyorsa, bu soruya net cevap verebileceklerini sanmıyorum.

Yerli malının tanımını tam olarak yapacak ulusal bir Dil Kurumu günümüzde mevcut mu bilmiyorum ama orada tasarlandı, burada üretildi ya da şurada montajı yapıldı gibi ibareler ile hayatımıza giren ürünler bizi eski tabir ile “made in” kavramından gittikçe uzaklaştırıyor.
Sanayi ürünlerinde ya da hizmet sektöründe tanık olduğumuz bu orijin anonimleşmesi aslında sporun da bir unsuru olarak karşımıza çıkıyor.

Günümüzde antrenman tekniklerini Google’da bile bulabiliyorken, fiziksel yüklemeler artık okullarda ders diye okutuluyorken sporcuları birbirinden ayıran ana mevzu sosyal ve kalıtsal çevre faktörleri oluyor.

Yaşadığı ülkedeki bakış açısı, değerler ve oturmuş gelenekler o sporcunun kariyer kaderini yaptığı antrenmandan daha fazla etkiliyor. Bu durumda oyuncu aslında nerede oynuyorsa oranın yerlisi oluyor. Bunun en güzel örneğini Türkiye’ye geldikten bir ay sonra sırtını savunmacıya dayayıp kendini bırakan “yabancı” forvetleri; kendine bir forvet sırtını dayadığında kendini bırakan “yabancı” savunmacılarda gözlemleyebiliriz. Aynı adamlar milli takımlarına gittiklerinde ya da Türkiye kariyerleri bitip geri döndüklerinde temel eğitimlerinde verilen davranışlarına geri dönüyorlar ve bence işin daha da trajiği bu durum oluyor.

Bizim ülke bugüne kadar herhangi bir oyuncuya pozitif bir özellik yüklemiş mi sorusunu soracak olursanız boş kâğıt vermek zorunda kalabiliriz.
Aslına bakarsanız varmak istediğim nokta oyuncuların yerli ya da yersiz olarak tasnif edilmesindeki kategorizasyonun ulaştığı noktanın artık çağın gereklilikleri ile tezat içinde olmasıdır.
Örnek vermek gerekirse Türkiye’ye 2011 yazında gelmiş olan Muslera ve Visca, sırf Türkiye Milli takımında oynamaya elverişli diye kariyerinde bu topraklara sadece Milli Takım kamplarına katılmak için gelip “yerli” statüsüne giren birçok oyuncudan daha yerlidir. Bu durumda onlara yabancı demek biraz da “yersiz”dir.

Her ülkenin kriterleri farklı, onu araştırdığınızda bulabilirsiniz. Şahsi kanaatim, bugüne kadar her zaman olduğu gibi, oyuncunun yerli ya da yersiz değil; iyi ya da kötü, faydalı ya da faydasız olarak sınıflandırılmasıdır.

Günümüz rekabetçi toplumunda herhangi bir engelleme içerisinde bulunmanın kimseye bir faydası yoktur. Her oyuncu takıma girmek için elinden gelenin maksimumunu zaten iş tanımı ve ahlakı gereği vermelidir. Yerliyim nasıl olsa oynarım diye bakış açısı olan oyuncunun ülke futboluna katkısı buraya dışarıdan gelip elinden geleni veren oyuncudan doğal olarak daha azdır. Bu durumda kim yerli kim yersiz onu sormak gerekir.
Ülkemizin içinde bulunduğu coğrafyanın kalıtımsal sosyal özellikleri sebebi ile “hard working” bir iş ahlakı ancak pabuç pahalı görüldüğünde olabiliyor aksi halde oradan ekmek, maalesef, çıkmıyor.

Bu teze milli takımın bekası anti tezi ile yaklaşanlar PL ve İngiltere Milli Takım başarısızlığını sunduklarında mevzunun aslında yabancı kuralı değil de Milli Takım kavramının modern futbolun Amerikanizasyonu çerçevesi içerisinde artık günlük hayatın neresinde olduğudur.
Neo-con bakış açısı ile milli maçlara anlamlar yüklemeye çalışan insanlar olsa da kabul etmek gerekir ki, ulusal maçlar bir angarya olarak sınıflandırılmanın ucunda yürümektedir ve yardan aşağı düşmesi muhtemeldir.

Kanaatimce burada en büyük iş hocalara ve yöneticilere düşmektedir. Seneler boyunca kendilerine tanınan yabancı miktarını, sanki zorunluymuş gibi, maksimum adette kullanıp ülkeye çöpleri dolduran, yabancı diye hak etmeyeni oynatan karar vericiler bu işin en büyük sorumlularıdır.

Bu kadar yabancı sayısı fazla diyen adama bir kişi bile “alma o zaman” demiyor bu ülkede, maalesef.
Bir kez daha tekrarlamakta fayda var, oyuncunun yerlisi yabancısı değil; iyisi ya da kötüsü vardır.
Bu anlamsız tartışmanın ülkeye bir faydası olmadığı gibi zaten kırıntısı kalmış enerjimizi de tüketmektedir. Kalan enerjiyi kalkınmak için kullanmak dururken boş işlere harcamak beyhudedir.
“Yerli yersiz” gündem oluşturan mentalitenin sahneden inip rasyonalitenin öne çıktığı bir bakış açısının gelmesi dileğiyle…

Herkese sıhhat, spor, akıl ve huzur dolu günler diliyorum.

mail: osman.cetin@abcspor.com

twitter: @msdoc78

Önceki İçerik2022-23 NBA SEZONU BAŞLADI
Sonraki İçerikHAMLELER GELİNCE

Son Haberler

ÇEKİRGE YİNE SIÇRADI

Hayır, bu futbolla olmaz. Çok zor olur işimiz. Çekirge son bir kaç maçtır olduğu gibi yine sıçradı ama bu her zaman...

İKİSİYLE DE OLMAZ

Adam fabrikada bir bekçi ama aslında gözlem yapma hastalığına tutulmuş bir gözlemci ve bunu da sürekli dile getiriyor: - Ben bir gözlemciyim diyor, hem de...

KENDİME GELDİM

Hayır Galatasaray yenilgisinin telafisi değil bu, o iş kolay değil. Iyi oynadık, futbola doyduk gibi bir şey de demeyeceğim. Taraftar olarak kendime geldim sadece....

BU KADAR

Ekonomi kitaplarında ne kadar terim varsa uygulamalı öğreniyoruz, hiper enflasyonu öğrendik, enflasyon içinde durgunluk manasına gelen stagflasyon kapıda, yakında onu da uygulamalı öğrenecek yurdum...

10 SENE DAHA BU İŞ OLMAZ

Çok yaşlı bir adamla genç bir kadın iş tutuyorlar, akıllara Züğürt Ağa filmindeki sahneyi de getirebilir, her neyse yaşlı adamın kalbi bu heyecanı kaldırmıyor...

Benzer Konular